Kadınlık ve Annelik Üzerine

Yazar

·

Kadınlar, var oluşlarından itibaren doğurganlıkları ile insan neslinin devamını sağlamış, aynı zamanda da üretkenlikleri ile çalışma yaşamında yer alarak ekonomiye katkıda bulunmuşlardır. Bu nedenle kadının özelde aile içinde, genelde ise toplumda sahip olduğu yerin önemi elbette ki tartışılmazdır. Kadın, toplum içerisinde bir birey olmanın yanında; evde anne olmak, eş olmak, ev kadını olmak gibi birçok rollere sahiptir. Diğer yandan toplumda cinsiyetçi rol dağılımı da, kadına benzer rol ve sorumluluklar yüklemektedir. 

Annelik, son derece önemli bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumun devamı ve sosyokültürel değerlerin nesilden nesile aktarımı açısından annelik, adeta değişmez kural ve sorumluluklara tabi tutulmaktadır. Böylece anneliğe atfedilen kutsallık, neredeyse kadın olmayı ikinci plana atarak gölgelemektedir. 

Annelik, kadın için kaçınılmaz bir durum ve adeta kadın için zorunlu bir kimlik olarak karşımıza çıkmaktadır. Marshall “Sosyoloji Sözlüğü”nde annelik kavramını, “anne olmanın pratik gerçekliklerini ve toplumsal önemini kapsayan bir terim” olarak tanımlamaktadır. Bu tanımda annelik, toplumsal değerlerin anneliğe biçtiği rolleri ön planda tutmaktadır. Böylece annelik, sosyokültürel bir kurgu olarak, toplumsal önemini sürdürmektedir. 

Annelik ideolojilerinin en temel işlevi, annelik içgüdüsü varsayımı üzerinden tüm kadınların anne olmayı istediği ve eninde sonunda anne olacağı algısını yaratmasıdır. Bu algının kabulü için anneliği “kutsal” ilan eder ve bu “görevin” içselleştirilmesi için uğraşır. Kadınlık bir kez annelik üzerinden tarif edildiğinde, çocuk istemeyen bir kadının “kadınlığından” şüphelenilmesi doğal hale gelir. 

Geleneksel kültürel yapı içinde annelik=fedakârlık şeklinde yorumlanır ve kadının anne olmadan önceki hâli “hiçlik” olarak tanımlanır. Dolayısıyla bu yapıda annelik üst bir statü olarak değerlendirilir. Öyle bir kültürel yapı içindeyiz ki kadınlık ancak annelik rolü içinde bir anlam ifade edebiliyor. Bir kadın, ancak anne olduğunda gerçekten kadın olarak kabul ediliyor. Kadın da kendini büyük oranda “anne” kimliği üzerinden tanımlıyor. Mesela birçok kadın sosyal medya hesabını, “….çocuğunun annesi” şeklinde oluşturuyor. Hatta daha da ileri gidersek, bu  ortamda bir kadın eğer anne değilse eksik ya da kusurlu olarak değerlendiriliyor. Gerçi kadındaki eksiklik duygusu çocuk sahibi olsa da değişmeyebiliyor çünkü bu sefer de kendini yeterince iyi bir anne olarak tanımlayamadığı için suçlu hissedebiliyor. Dolayısıyla kadın, en çok anne olduğunda tamamlanmış ama bir o kadar da karışmış hissedebiliyor.

Merin Sever: Kadınlık, Annelik, Gönüllü Çocuksuzluk kitabında, geleneksel yapının tam manasıyla kadın olmayı “anne olabilmek” şeklinde tanımladığından bahseder. Anneliğin içgüdüsel olduğunu, dolayısıyla her kadının anne olmak istediğini ve herhangi bir kusuru bulunmayan her kadının anne olmak zorunda hissettiğini ifade eder. Her anne adayının, bu geleneksel yapı içinde hamileliğin tüm zorluklarına katlanması, doğumunu gerçekleştirmesi ve yorucu da olsa hiçbir şikâyette bulunmadan, keyifle çocuğuyla ilgilenmesi gerektiğini ve bunu da yine en temel görevleri olarak belirlediğini söyler. Kadınların erkekler gibi bebek bakımını öğrenmeye ihtiyaçları olmadığını çünkü bu içgüdü kadınlığa ait olduğu için kadınların anneliği zaten bildiğini ve bu yüzden çocuğun bakımından öncelikli olarak annenin sorumlu tutulduğunu ifade eder. 

Zira anne olmak toplum içinde çok daha kabul görür ve onaylanırken, çocuksuz bir kadın olmak eksikliği çağrıştırır hatta cinsel çağrışımlarla beraber tehlikeli bile bulunabilinir. Bu durumda kadın, annelik rolüne fazlaca tutunup çocuk sahibi olmadan önceki halini olabildiğince arka plana atıyor. 

Çocuğunun ne yediği, ne içtiği, nereye ve kimle gittiği, ne yaptığı ya da ne yapamadığı annenin zihnini bütünüyle kaplayabiliyor. Düşüncelerin sadece annelikle kaplanma hâli ise beraberinde hem kadın hem de çocuğu için ruhsal bir çatışmaya zemin hazırlıyor. Annelik rolünün büsbütün hayatını kaplaması  sonucunda ortaya çıkan bu çatışma, kadının, hem anne hem de kadın kimliğinde kendini yetersiz hissetmesine neden oluyor.

Bir kadının ya da bir çiftin çocuksuz olması, daima sorgulama gerektiren bir anormallik olarak görülüyor. Bir anneye neden anne olduğunu; anneliğin gerektirdiği olgunluktan ve sorumluluk duygusunu sormak (ve ondan geçerli nedenler istemek) kimsenin aklına bile gelmezken çocuksuz insanlardan sürekli bunun gerekçelerini açıklamaları isteniyor. Çünkü toplum içinde çocuk sahibi olmayanlar ötekileştiriliyor.

Annelik uğruna kadın olmaya yabancılaşma, geçmişten günümüze varlığını sürdüren bir sorunsaldır. Toplumun yarısını oluşturan kadınlar, atfedilen görevler dışında da gerçekleştirebildikleri görmezden gelinerek, farkında olarak ya da olmadan toplum tarafından   etkisizleştirilerek sadece doğurgan birer insan haline getirilmektedir. 

Eğitimli kadınların da “çalışmayan anne” imgesine dair bir rahatsızlığı var. Ancak aynı kadın, hayallerine veda etmeyi reddedip çocuklarını yalnız kendi emeğiyle büyütmezse, bu kez etkili bir toplumsal silah olan “ilgisiz anne” suçlamasıyla karşılaşacağını ve üstüne yıkılan işler yüzünden kariyerinde de istediği kadar hızlı ilerleyemeyeceğini biliyor. Bu durum, çocuk bakımı ve ev işlerini kadının üstüne yıkarak onun başka alanlarda başarılı olmasını engelleyen toplum düzenine işaret ediyor 

Her ne kadar bu bakış açısı, geleneksel aktarımlarla beraber zihnimizin bir köşesinde yer almaya devam etse de zamanın değişmesi kadınların güçlenmesi annelik deneyiminde de bazı değişiklikleri beraberinde getiriyor. Geleneksel yapı içinde kadın, anne olduğu zaman artık o rol üzerinden yaşamaya devam ederken şimdilerin anneleri geçmiş yaşamını korumaya gayret ediyor. Ne de olsa bir anne, aynı zamanda bir arkadaş, kardeş, eş ya da kadındır. Bu roller içinde, yapmaktan hoşlandığı bir işe zaman ayırmak, dostlarıyla vakit geçirmek, eşiyle baş başa muhabbet etmek, bazen de hiçbir şey yapmadan sadece kendi olabilmek hakkına sahiptir. Unutmayalım, önce ihtiyaçlarımızı farkedip kendimize alan açabildiğimiz zaman çocuklarımızın da kendileri olabilmelerinin yolunu açabiliyoruz.

 Uzm Psk Bakiye Nergiz Ovacıklı

Kaynakça:

Badinter, Elisabeth. 2011. Kadınlık Mı Annelik Mi?. İstanbul: İletişim 

Miller, Tina. 2010. Annelik Duygusu: Mitler ve Deneyimler. İstanbul: İletişim. 

Aktaş, Gül, Aralık/December 2019 – 36(2), 253-271 Günümüz Toplumlarında Anneliğin Değişen Biçimlerini Sosyal Medya Kullanıcıları Üzerinden Değerlendirmek, 

MARSHALL, G. (1999). Sosyoloji Sözlüğü. Çev. Osman Akınhay & Derya Kömürcü. Ankara: Bilim ve Sanat Yayınları. 

 Sever, M. (2015). Kadınlık, annelik, gönüllü çocuksuzluk: Fe Dergi: Feminist Eleştiri, 7(2), 72-86

Bakiye Nergiz Avatar

About the author