“Duyarlılıkla karşılık vermek”, çocuğun verdiği sinyalleri — ağlamak, gülümsemek, huzursuzlanmak, bakış atmak gibi — fark edip bu sinyallere zamanında, şefkatle ve uygun bir şekilde yanıt vermektir. Yani yalnızca çocuğun fiziksel ihtiyacını gidermek değil; onun duygusunu görmek, hissettiğini önemsemek ve bu ihtiyaca karşılık vermektir. Örneğin, acıktığı için ağlayan bir bebeğe mama vermek elbette gereklidir; ama aynı anda göz teması kurmak, yumuşak bir sesle “buradayım” demek, bebeğin yalnızca karnını değil, ruhunu da doyurur. Çocuğun iç dünyasında bu deneyim, “Ben değerliyim, güvendeyim ve duygularım önemseniyor” mesajına dönüşür.
Gündelik ebeveyn-çocuk etkileşimlerinin değeri, bilimsel çalışmalarla da açıkça ortaya konmaktadır. Harvard Üniversitesi’nin Gelişen Çocuk Merkezi’nin tanımladığı serve and return yani at ve karşıla modeli, duyarlılığın bu noktadaki kritik rolünü vurgular. Bebeğiniz size bir bakış atar, siz ona gülümseyerek karşılık verirsiniz. O mırıldanır, siz cevap verirsiniz. O elini uzatır, siz elinizi uzatırsınız. Basit gibi görünen bu karşılıklı etkileşimler, çocuğun beyninde yeni bağlantılar kurarak dil gelişimini, güven duygusunu ve duygusal zekâyı güçlendirir.
Nörobilim bize şunu gösterir: Yaşamın ilk yıllarında beynin “ön beyin” bölgesi — yani karar verme, planlama ve duyguları kontrol etme merkezi — henüz tam gelişmemiştir. Bu nedenle bebekler, duygularını kendi başlarına düzenleyemez. Onlar için ebeveyn bir “duygu regülatörü”dür. Ağladığında kucağa alınmak, korktuğunda yanında bir beden bulmak, coşkusuna eşlik eden bir gülüş görmek… Tüm bunlar bebeğin sinir sistemini yatıştırır ve beyin gelişimini destekler (Schore, 2012; Siegel, 2012). Yani duyarlılık, sadece sevgi göstermek değil; biyolojik olarak çocuğun zihinsel ve duygusal gelişimini besleyen bir süreçtir.
Ancak ebeveynin çocuğa duyarlılıkla karşılık verebilmesi, kendi iç dengesini de fark etmesine bağlıdır. Çünkü çoğu zaman günlük yorgunluk, iş kaygıları ya da sorumluluklar, çocuğun ağlamasını olduğundan daha büyük bir yük gibi hissettirebilir. Böyle anlarda ebeveynin içinden “Yeter artık!” sesi yükselebilir. İşte tam da bu noktada hatırlamak gerekir ki bu ses, kötü bir ebeveyn olduğumuzu değil, zorlandığımızı gösterir. Duyarlılık yalnızca çocuğu duymak değil, aynı zamanda kendi stresimizi fark edip düzenleyebilmektir. Araştırmalar, ebeveynin kendi stresini dengelemesinin, çocuğun dayanıklılığını doğrudan güçlendirdiğini ortaya koymuştur (Shonkoff, 2012). Yani önce kendi nefesimizi dengelemek, sonra çocuğun duygusuna eşlik etmek, duyarlılığın doğal bir parçasıdır.
Mary Ainsworth’un bağlanma üzerine yaptığı çalışmalar, ağlamalarına duyarlılıkla yanıt verilen bebeklerin ilerleyen yaşlarda daha güvenli ilişkiler kurduğunu göstermiştir. Bruce Perry (2006) ise basit görünen davranışların — sarılmak, dokunmak, göz teması kurmak — aslında beynin temel yapı taşlarını oluşturduğunu vurgular. Ebeveynin verdiği her duyarlı karşılık, çocuğa şu sessiz mesajı iletir:
“Duyguların benim için önemli. Ne olursa olsun buradayım.”
Ailelerin aklına sık gelen bir soru da şudur: “Her ağladığında kucağa alırsam şımarmaz mı?” Burada önemli bir ayrımı hatırlamak gerekir: Şımartmak, ihtiyacı olmayan bir şeyi fazlasıyla vermektir. Oysa bir çocuğun görülmeye, sakinleşmeye ve yakınlığa duyduğu ihtiyaç, tıpkı yemek ya da uyku gibi temel bir biyolojik ihtiyaçtır. Bebeği kucağa almak, sakinleştirmek ya da sadece yanında bulunmak, şımarıklığa değil güvenli bağa hizmet eder.
Sonuç olarak, duyarlılıkla karşılık vermek mükemmel ebeveyn olmayı gerektirmez. Hiçbir ebeveyn her an sakin ve sabırlı olamaz. Önemli olan, her gün yeniden çocuğumuzu duymayı, görmeyi ve hissetmeyi seçmektir. Çünkü duyarlılık, sevginin aktif hâlidir: yalnızca hissetmek değil, yanıt vermektir. Ve bu yanıt, bir çocuğun kalbine atılan en güçlü köprüdür.
Uzm Psk. Bakiye Nergiz OVACIKLI
- Kaynakça
- Ainsworth, M. D. S. (1979). Infant–mother attachment. American Psychologist, 34(10), 932–937.
- Perry, B. D. (2006). The neurosequential model of therapeutics. Journal of Loss and Trauma, 11(1), 71–83.
- Siegel, D. J. (2012). The Developing Mind: How Relationships and the Brain Interact to Shape Who We Are. Guilford Press.
- Harvard University, Center on the Developing Child. (2016). Serve and Return Interaction Shapes Brain Architecture.
Yorum bırakın